Bazı geceler neden bu kadar dümbük? Bazı ekmekler neden hamur gibi? Bazı iyi ortalar neden gol olmuyor? Oysa o kadar içmiyorduk. Bira göbeğimiz yoktu. Sistemi sevmiyorduk. Gençtik. Elimizdeki boya kalemleriyle günden güne boyuyorduk dünyamızı. Öğlen ikiye kadar sokaklardaki çöpleri ve boş pet şişeleri topluyorduk. Öğle arasında sevgilimin yaptığı sandiviçi ve poğaçaları yiyordum. Bazı günleri evdekilerde atışan Frank'le paylaşırdım yemeğimi. Dün de öyle yaptım. İki çocuğu vardı. İyi bir işi vardı. Kriz nedeniyle işten çıkartılmıştı. Kiradan çıktıktan sonra babasından kalma karavanda yaşamaya başlamışlardı. Buralardaydı. İşten sonra markete giderdik. İki bira alır çıkar limana inerdik. Bir birayla yetinmeyi sevmediğimizden fazla uzaklaşmazdık Ertan'dan. Bir saate kadar konuşur sonra evine giderdi Frank. Evde onu bekleyen iki çocuk ve güzel bir eşi vardı. Aile babasıydı. O giderken ben Ertan'a giderdim. Amına koyayım! Oranın ortağı olmam gerekir veya "tüm zamanların en iyi müşterisi" adıyla bir fotoğrafım konmalı girişteki duvara.
Akşam 8 gibi araladım odamın kapısını. Kirayı ödediğim haftalar merdiven yanındaki temizlikçiye ait küçük odanın ışığı merdivenleri aydınlatır, odama çıkardım. Kirayı geciktirdiğim haftalarsa o odanın kapısının altından sızan ışık ve bayan şişko patates eşlik ederdi merdivenleri çıkmama. Her defasında suratıma çemkirirdi. Pis pis sırıtarak çıkardım merdivenleri. Bazen arkamdan gelir ve susturmak için yatağa atmayı düşünürdüm fakat bir süredir kirayı düzenli ödediğimden şarap bulacak para artıyordu ve bu o kadar önemli değildi artık. O gün kendime ısmarladığım şarapla araladım kapımı. Lavaboda yıkaması kolay bir bardak aradım. Ben şaraba bardak kullanmam. Koltuktayken bir kısmı bitmişti. Çişimi yaparken geldiğini hissettiğim kakamı da yaptım. Huzur vericiydi. Uzaya mekik gönderir gibi, sadece küçük bir ıkınma. Bazıları zorluyordu. Geri döndüğümde şişeyi bitirdiğimi fark ettim. İkinciyi açarken dışarıda bir karagaşa, heyecan olduğunu 4. kattaki emekli bay Wilson bile duymuş olmalıydı ki spor kıyafetlerini giyip sabah yürüyüşü için meridivenleri indi. Daha saat gecenin 11iydi. Araçtan önce şoför indi. Arabanın arkasına gitti ve bagajdan bir valiz çıkardı. Anlaşılan gelen kişi temelli gelmişti ya da öyleydi. Şoför ardından arka kapıyı açtı. Heybetli adamın gölgesi asfalta vuruyordu sokak lambasının ışığıyla. Ayağında şık botları vardı.Siyah kaban gölgesine karıştırıyordu adamı. Dudakları ve alt dudağının altındaki sakalımsı keçe ilgi çekiciydi. Şapkası yüz hatlarını gizliyordu. Başını yavaşça kaldırırken şapkasını çıkardı. Yüzüne düşen karanlığı yaran bir çift göz. Hoş geldin.
9 Şubat 2012 Perşembe
2 Şubat 2012 Perşembe
3:47
Gece 4 sularıydı, tuvalete kalktım. Önceki akşam hatrı
sayılır şekilde çay, kahve, alkol vazgeçilmezimi sunmuştum kendime. İşimi
bitirip yarıya kadar indirdiğim baksırımı çektim karnıma. Yatakta dönerken bel
hizasına iniyordu her zaman. Klozete bulaşan sidik birikintisini temizledim
tuvalet kâğıdıyla. Hani şu tam parça almayı beklerken bir kısmını
koparabildiklerinden. Klozeti sildim, kâğıdı kutuya fırlattım. Sifonu
çektiğimde arkamda bekleyen karafatmadan bihaberdim. Arkamı döndüğümde sol ayak
baş parmağıma dayadı antenlerini. Sonra ön ayaklarıyla tutundu parmağa. Çekti
âcizane bedenini yukarı. Hastane koridoru gibiydi. Sessiz, soğuk ve mutsuzdu.
Elime almaya eğildiğimde kanatlarını açtı ve havalandı. Yüzüme yaklaştı.
Kanatlarının havayı bölmesiyle oluşan küçük rüzgârını hissetti kirpiklerim.
Gözlerimin içine bakar gibiydi. Antenlerini oynattı yine. Küçük bir manevra
alıp şişeye vuran pencereden çıktı. Yüzüm düştü birden. Üzülmüş müydüm? Yan
odadaki Arap, Arapça şarkılarla zamanı ileri sararken ben bakakalmıştım
ardından. Uykum kaçtı. Şarap şişesinin dibini sıyırdım, yanık kokusu duymak
için birkaç tane kibrit çaktım. Beklemeye başladım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)